Sessizliğin Nedeni.

 Sokaktan sığırcık sesleri geliyordu. Adam perdeden sızan güneş ışığıyla uyandı. Birkaç dakika tavanı izledikten sonra yataktan doğruldu ve terliklerini giyerek lavabonun yolunu tuttu. Terlikler her adımında boş zeminde tok sesler çıkartıyor, ahşap döşeme yer yer gıcırdıyordu. Musluğu çevirdiğinde borular tıkırdadı, birkaç öksürük benzeri ses çıkardı ancak su akmadı. Bu aralar sık sık sular kesiliyordu. Ne olur ne olmaz diye doldurduğu şişelerden birindeki suyla yüzünü yıkadı. Salondaki saatten din don sesleri yükseldi, saat 7.00’ydi. İşe gitmek için bir saat kadar vakti vardı. Hiç acele etmeden sakince hareket ediyordu. Merdivenleri inip mutfağa yöneldi. Kahve makinesinin düğmesine dokundu. Perdeleri açtı. Hava bugün yağmurluydu. Yağmur damlaları pencerenin üstündeki tenteye ritimli bir şekilde çarpıyordu. Makinedeki su fokurdamaya başladı. Kahveyi termosa doldurup sokak kapısının yanındaki sehpaya bıraktı. Tekrar odasına çıktı. Dolabındaki askıları bir tarafa iterek arkada kalan takımı ve yağmurluğunu çıkardı. Hava yağmurlu olmasına rağmen soğuk değildi, şemsiyesini bile almayı düşünmüyordu. Hızlıca giyindi ve incelemek niyetiyle getirdiği ama hiç bakmadığı birkaç dosyayı tekrardan çantasına yerleştirdi. Otobüs durağına gitmek için bir sokak aşağı iniyordu. Kapıyı biraz sert kapattığı için çöpteki kedi yerinden sıçradı. Yağmurluğun şapkasını kafasına geçirdi. Sokak, iş ve okul saatleri sebebiyle bir yere yetişmeye çalışan insanlarla doluydu. Sokağın köşesinde iki öğrenci kulaklıklarını takmış okul servisi bekliyordu. Karşı apartmandaki komşusu arabasına biniyordu. Başıyla selam verdi.

Otobüs durağı ise daha kalabalıktı. Okula giden öğrenciler, asık suratlı beyaz yakalılar, nereye gittiği belli olmayan yaşlı teyze ve amcalar. Otobüs uzun bir fren sesiyle durağa yanaştı. Eskiyen kapı tıslayarak aralandı. Ancak açılmamıştı, sabırsız kalabalıktan biri kapının açılmasına elleriyle iterek yardımcı oldu. En son binerek giriş kapısının önünde ayakta yol aldı. Hemen şoförün arkasındaki koltukta, yaşlı teyze torununun elini sıkıca tutmuş, kantinden abur cubur almaması için çocuğu tembihliyordu. Çocuk uyku mahmuru gözlerle ayakkabısının çözülmüş bağcına bakarak kafasıyla söylenenleri onayladı. Otobüs ineceği durağa gelmişti. Düğmeye basıp kırmızı ışığı gözleriyle kontrol etti. İş yerine giden yolda yeni bir bina yapılıyordu.  İşçiler henüz ortalıkta yoktu. Zaten genelde işçiler güneş tepeye yükseldiğinde dışarıda görünür, ıslıkları ve türküleri duyulurdu. İş yerinin kafeteryasına giderek zeytinli poğaça aldı.  Asansör kapısının yanında iki kadın hararetle birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Dedikodu yaptıklarını düşündü. Çünkü kadınlar dedikodu yaptıkları zaman normalden daha heyecanlı oluyor ve el kol hareketleri artıyordu. Masasının başına geldiğinde yağmurluğunu sandalyesinin arkasına astı. Ellerini ıslak mendille silip birkaç fıs kolonya sıktıktan sonra termostaki kahvesini içip poğaçayı yemeğe koyuldu. Büroya çoğunlukla herkesten önce geliyor ve bu sessizlikte rahatça kahvaltısını yapıyordu. Bütün günü belgeleri sisteme işlemekle geçti. Parmakları durmadan klavye tuşları üzerinde hareket etti.

    İş yerinden çıktığında hava kızıllaşmış ancak tam manasıyla karanlığa gömülmemişti. Yağan yağmurun etkisiyle yolun çöküntü kısımlarında sular birikmişti. Marketten bir şeyler alması gerekiyordu. Markete gidip biraz vakit geçirecek, ihtiyaçlarını alacak ve bir sonraki otobüse yetişecekti. Bu, onu şimdi gelecek olan otobüsün kalabalığından da koruyacaktı. Markete girdiğinde sepet mi araba mı alması gerektiği konusunda kararsız kaldı.  Sepetlerden bir tane alarak süt ürünleri reyonuna yöneldi. Tüm almak istedikleri için sepet yeterli gelmişti. Kasiyer ürünlerin barkotlarını okuturken o da ürünleri poşetlere doldurdu. Otobüste boş olan bir koltuğa oturarak poşetlerini ayaklarının üstüne yerleştirdi. Eve vardığında suların gelip gelmediğini kontrol etti. Neyse ki sular gelmişti. Hızlıca üstünü değiştirdi. Akşam yemeği için tavayı ocağa koyup kızmasını bekledi. Tavuk parçalarını tavaya yerleştirdikçe ısıyla buluşan soğuk yüzeyler cızırtılar çıkarmaya başladı. Aspiratörün düğmesine bastı. Bir tencere daha çıkartıp kendisine kadar makarna haşladı. Yağmur yeniden başlamıştı. Çakan şimşeklerin ışığı sokağı aydınlatıyordu.  Yemeğini yedikten sonra bir süre kitap okudu. Sonra odasına çıktı. Geç yatmayı sevmezdi, ne kadar geç yatarsa uyumakta o kadar zorlanır, düşünceler bir türlü uyumasına müsaade vermezdi. Yine sakin ve sessiz bir gün geçirdiğini düşünerek uyuyakaldı.

Oysaki sağır olmasaydı, o ne gürültülü bir gündü! Durmadan sokaktan geçen arabalar, konuşan nesneler, yüksek sesli insanlar… Böyle sıradan gözüken bir günde bile insanın başı ağrımadan edemezdi. Sığırcıkların sesine uyanamamış, hatta salondaki saatin din donlarını da duymamış olabilir. Ancak renksiz seslerle kirletilmiş bir dünyada, dingin bir kafaya sahip olmasını sağlıyordu bu. Sakin ve sessiz bir gün geçirdiğini düşünen adam, belki de rüyalarında sesleri de duyabiliyordur. Kim bilir?