İkarus'un Yükselişinin Nedeni.
Hava kararmış etrafı hafif bir sis kaplamıştı. Ay ışığı bulutsuz gökyüzünde dalların arasından geçip iki şövalyenin yorgun yüzlerini aydınlatıyordu. Bütün gün yağmur yağmış şövalyeler buna rağmen yola devam etmişlerdi. Ellerindeki malzemelerle ateş yakıp biraz dinlenmek için durdular. İki şövalye kralın emriyle bu ormana gelmiş, kralın istediği özel bir çiçeği arıyorlarmış. Bu çiçek sayesinde değerli bir taşa ulaşacaklarmış. Çiçek özünü bu taştan aldığı için başka bir yerde yetişmiyormuş. Eğer şövalyeler bu taşı bulurlarsa günden güne eriyen krallarını iyileştirebileceklermiş. Ama taş o kadar nadir ve değerliymiş ki o zamana kadar ne çiçeği ne de taşı kahinden başka gören olmamış. Kâhin bu iş için en uygun olan iki şövalye ismi söylemiş krala; Butimar ve İkarus. Ateşle ısınmaya çalışan şövalyelerden İkarus kâhinin verdiği pusulayı çıkartarak sesli okumaya başladı;
- Ne yerin altında, ne yerin üstünde
Bir çiçeğe hayattır özünde,
Bir rengi yok, kırmızı dallarla çevrili başı
Siyah ve beyaz arar onu.
Zehri dikenlerinde değil, o zehir.
Gördüğünde anlayacaksın, görmeye bak sen.
Pusulayı okumayı bitirdiğinde İkarus kalbinden şüphe etti. Böyle bir taşı gerçekten canı pahasına bulup korumak istiyor muydu? Yorgunluktan ve ıslak kıyafetlerden ötürü büzülmüş Butimar’a baktı. Yüzü bu yorgunluğun aksine daima mutlu bir ifade barındırıyor, sarı nemli saçları yüzünü çevreliyordu. Butimar yavaşça gözlerini araladı. Kaşları çatık arkadaşına;
- Şimdi dinlenelim, eminim yarın olduğunda çiçek bizi dağın ardında karşılayacak dedi.
Nöbetleşe uyuyan şövalyeler günün ilk ışıklarıyla yola koyuldular. Gökyüzüne doğru yükselen dağ, çiçeğin bulunduğu söylenen yere giden tek yoldu. Bütün gün durmaksızın yol alıp, çantalarından birkaç parça erzak yediler. Bunlar iki kurtlu elma, bir somun ekmek ve iki parça kurutulmuş etti. Böylece bir günde dağı aşıp çiçeğin bulunduğu ormana vardılar. Tekrardan ateş yakıp bir gece daha dinlendiler. Islak ve çamurlu ormanda gündüz vakti bile yol almak çok zordu. Ertesi gün çiçeği ayrılarak aramaya karar verdiler. İkarus sola, Butimar sağa doğru yol alacaktı. Bulan kişi ıslık okunu atarak dağdan indiklerinde dinlendikleri yere geri dönecekti. Eğer çiçeği bulduğu halde taşı çıkaramazsa iki ıslık oku atacaktı. Bu şekilde sözleşen iki şövalye aramaya koyuldular. İkarus manasızca pusulayı tekrarlıyor keskin gözleriyle sağı solu yokluyordu. Dağ mantarlarına, sevimsiz böceklere, zehirli yılanlara denk gelmiş ancak tarif edilen çiçeğe benzer bir şey bulamamıştı. Orman onun gözüne fazlasıyla çürümüş ve kokuşmuş gözüktü. Butimar’dan bir ümitle ıslık oku bekliyordu. Butimarsa ormanın yeşilliği karşısında büyülenmişti. İlk defa yabani güllere denk gelmiş, birkaç daldan meyve toplamıştı. Gözlerini hem etrafta hem de gökyüzünde gezdiriyordu. Birkaç gündür yağmurlu geçen havanın aksine bugün çok aydınlıktı. O an tepesinden geçen bir kuşa bakarken bir ağaca gözü takıldı. Ağacın gövdesi yarısından sonra kırmızı bir renge dönüyor ve üstünde asla daha önce görmediği renkte çiçekler barındırıyordu. Çiçeklerin belli bir rengi yoktu, her biri ayrı parlaklıkta ve bambaşka renklerdeydi. Şövalye çiçeği o kadar beğendi ki kafasını kaldırıp çiçeği izlemekten az kalsın İkarus’a haber vermeyi unutacaktı. İki ıslık oku attı. Aramaktan bıkan bir ağacın dibine oturmuş İkarus irkildi ve hemen okların bıraktığı tozlara doğru yürümeye koyuldu. Vakit öğleni geçmişti. İkarus Butimar’ın yanına vardı ve çiçeğin bir ağacın gövdesinden yükseldiğini gördüğünde çok şaşırdı. O bütün gün çiçeği ayaklarının dibinde aramıştı. Butimar;
- Ona şimdi nasıl erişeceğiz, dedi
. İkarus çantasından baltasını çıkartarak ağacı kesmeye yöneldi. Butimar onu durdurdu. Zehirli diyordun, başına bir şey gelmesinden korkuyorum önce şu dala tırmanalım belki de taş yukardadır dedi. İkarus baltayı bırakıp çiçeğin yanındaki ağaca tırmanmaya koyuldu. Ağacın dalları o bastıkça eğiliyor çıtırdıyordu. Butimar sabırla bekledi. İkarus çiçeğin yakınına ulaştığında dalların ortasında simsiyah bir şey olduğunu fark etti. Butimar’a doğru;
- Bu olmalı, burada siyah bir şey var. Şimdi onu kılıcımla çıkarıp aşağı atacağım, bir örtü aç, diye bağırdı.
Butimar hala arkadaşı için endişeleniyordu. Buraya gelinceye kadar çok zahmet çekmiş olsalar da taşı çabucak bulmuşlardı. Arkadaşının dediğini dinleyerek bir örtü açtı. Örtünün bir ucunu karşısındaki ağacın gövdesine bağlayıp bir ucunu kendisi tutarak hazırlandı. İkarus birkaç denemeyle taşı yerinden oynattı ve aşağı doğru yuvarladı. Siyah taş örtünün içine düştü. Butimar onu eline aldı, güneşe tuttuğunda içindeki öz gözüküyordu. Gerçekten de bu aradıkları taştı. Yorgun ama görevlerini başarıyla yerine getirmiş olan iki şövalye hemen toparlanıp yola koyuldular. Yol boyunca İkarus taş hakkında anlatılan efsaneleri düşündü. Taşın içinde yatan özü bir kez yiyen kişinin ulaşacağı ölümsüzlüğü… Belki de kral çoktan ölmüştü. Taşı hasta ve artık yaşlanmış bir insan için kullanmanın ne manası olacaktı? Bu taş ancak güçle birleşirse anlam kazanırdı. İkarus ise hem kuvvetli bir şövalye hem de gözü kara bir yiğitti. İlk gün bu düşünceleri zihninden atmaya çalıştı. Ama ne zaman bir dağın eteklerine varsalar fikirleri zihnini yeniden zehirliyordu. Yolculuklarının üçüncü gününde Butimar’a:
- Taşın kralı iyileştireceğine inanıyor musun? Yani taşın kralı iyileştirmesini istiyor musun?
- Bunu umut ediyorum. Bugün bunun pek bir anlamı olmayabilir ama ben cesaretimle yarına kalacağım, belki de sadece bir taş ama ben krala sadakatimle hatırlanacağım.
Arkadaşının iyi niyetli fikirleri onu daha da hırslandırdı. Yolculuklarının 7. Gününde taşı alıp Butimar’a tuzak kurma fikriyle zihninde durmadan planlar yaptı. Gün geçtikçe nefsiyle mücadelesi zorlaşıyordu. Kralın ülkesine varmalarına çok az kalmıştı. Butimar arkadaşının tereddütlerini fark ediyor ve onu bu şüpheden nasıl kurtaracağını düşünüyordu. Sonra taşla alakalı dinlediği bir efsaneyi arkadaşına anlatmaya karar verdi:
- Biliyor musun İkarus, hancı yolculuğa çıkacağımızı söylediğim gün bana bir sır verdi. Aslında taş zehirli değilmiş hatta bitki de, tüm zehir insanların taş hakkında anlattığı efsanelerde yatıyormuş, zehirli olan şey kelimeler ve fikirler. Bu taşı yiyen kişi ölümsüzlüğe ya da güce de kavuşamaz dedi. Krallığın ihtiyacı olan tek şey kralmış, bu yüzden yine de denemeye değer.
İkarus anlatılanlara kulak vermek istiyordu. Hancı bir bakıma haklıydı. Kalbini dinleme kararı aldı. Nihayet ülkeye vardıklarında krallık tarafından buruk bir sevinçle karşılandılar. Kral yola çıktıkları ikinci gün ölmüştü. Kâhin onları yanına çağırdı, gözleri İkarus’un üzerindeydi:
- Başaracağınızı biliyordum, kralın birkaç güne öleceğini de. Yalnız kral yerine en iyi askerlerinden birinin geçmesini istiyordu. Taş o kadar da kıymetli bir eşya değildi, önemli olan dürüst ve dayanıklı bir kimsenin onu doğruca krala getirmesiydi. Butimar’ı daima doğruluğun ve iyiliğin sınırlarında yaşadığı için yanına yoldaş verdim İkarus. Eğer onunla beraber dönmeseydin ve ona tuzak kurup taşı alsaydın, tahta hiçbir zaman layık olamayacaktın. Artık bir efsaneden ibaret, elde edemeyeceğin bir ölümsüzlüğe değil, taca ve tahta sahipsin. Senin için o taştan bir taç yaptıracağım. Umarım ülken için de daima doğruyu seçersin.
Böylece krallığın yeni kralı olarak bu yiğidin seçilmesini herkes sevinçle karşıladı. İkarus kral olduğunda ilk iş Butimar’ı yanına yardımcı seçti. İşlerinde daima ona danıştı. Bu şekilde uzun yıllar imparatorluk sürüp dilden dile anlatıldılar. Tarihe yazılmak herkesin elde edebileceği tek ölümsüzlüktür. İkarus artık ölümsüzlüğü elde ettiğini biliyordu.